Salı, Ekim 15, 2013

dişfırçası

selam.

son iki ayda neler yapıp ettim kısaca anlatıp sonra tekrardan gideceğim.

yeni ev yeni hayat mottosu hızla kan kaybediyor. başlarda üşenmeden etmeden günde iki posta ikea'ya giden, her şeyin en ucuz ve güzelini seçip o evi sıcacık ve sevimli bir yuva haline getiren kadını o dolmuş duraklarından birinde elinde ikea poşetleriyle kaybetmiş bulunmaktayız görenler bilenler varsa özelden yazmalarını rica edeceğim.

oysa allah bilir o gün o masayı ne güzel monte etmiştik.

ve kitaplar. yayınlarına göre dizilmiş, kapaklarındaki insancıkların gözleri kütüphanenin yanındaki koltuğa oturan herhangi bir kişiye bakacak şekilde yerleştirilmiş kitaplar. raflardan tekli koltuğun yanındaki sehpaya taşmış onlarcası ve koltuğa ve Dedalus ismini verdiğim kanepeden yine o beyaz masaya.

evle ilişkimiz işte bu koltuk, kanepe, beyaz masadan ibaret. bir de iç odaya attığım yatak. orası ışık almıyor. kasten bir lamba almadım. yatağın başucundaki tepe lambasından başka- birkaç sayfa bir şey okuyup uyuyakalmak için-

ve mutfaktaki buzdolabının adı "sus be kadın". saat başı konuşuyor.dua etmeliymişim ki buz kırmıyor.

ve evi istediğiniz kadar eşyayla doldurun. hatta bunlar pahalı ve güzel şeyler olsun. bu totalde sadece birkaç dakikalık bir mutluluk demek.

bir kimse şarabını yudumlamıyorsa eski bir kadeh tutuşuyla o koltukta elinde şiir kitaplarından biri ya da filanca'dan öyküler. o koltuk da yanındaki sehpa da yamacındaki abajur üzerindeki renkli çiçek desenleri de anlamsız kalıyor.

ama allah bilir en çok içeriden biri bana o öykülerden birini okuyorsa ben mutfakta çayı demlerken o zaman mutlu olurdum . "duyamadım kaç şeker dedin"
"henüz üç"
"neymiş"
"öyküden canım. sen beni dinlemiyor musun yoksa?"

birkaç zaman sonra kaç şeker atıyor, şeker kullanıyor mu çayı açık mı koyu mu içiyor bilirdim. hatta bir akşam yemeğe kalırdı. amerikan servislerini arar bulamaz bana sorardı. aklı bir karış havadaydı çünkü. tirbüşon alır gelirdi şarap açardık. kırmızı etin yanında kırmızı şarap iyi giderdi bilirdik. sonra bir bir eksikler de tamamlanırdı. pikap mesela ve radyo. duvardaki tabloyu bir akşam bir köşebaşından dönerken şans eseri görüp de beğenmiş en güzel yerine evin asıvermiştik. bunlar güzel şeylerdi. gerisi teferruat.

bir gün o koltuğa oturup havada asılı kalmış düşüncelerimi yokluyorum. sonra portredeki siyah beyaz adam da çıkıp gelip yanıbaşımda bitiyor.

"neden öyle oldu" dersin. "nerede yanlış yaptık".

sevmek konusunda.

sevilmek konusunda.

bizim öpüşmelerimiz şarap piyasasına bağlıdır. öpüşlerimiz şarap kokulu ve anlık.
yarını yok.

oysa banyodaki diş fırçası yalnız kalmamalıdır canımkardeşlerim. bunu bir yere yazın. kimin evine giderseniz gidin. evvela o kişinin diş fırçasının olduğu yere bir bakın.

eğer yalnız bir diş fırçası görürseniz. hemen en yakındaki marketten gerekirse en ucuzundan bir dişfırçası alıp o yalnız olanın yanına koyun.

bunu yapın.

4 yorum:

Adsız dedi ki...

bazı insanlardoğuştan yalnız.
doğuştan;
"siz"
sen ölüyorsun kuşlar yine uçuyor.

Aksak Opera dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Lady Jane dedi ki...

Takip bağlantısı da koymamış..
Nasıl takip ediciğim seni, yazdıklarını düzenli nasıl okuyiciğim alçak kadın !

Lady Jane dedi ki...

Özledim La,
düşüncelerine yandığım.