Cumartesi, Aralık 14, 2013

mektup

selam. nasılsın.

sen gideli yirmi yedi gün oluyor. başlarda kızmıştım sana, kaldırıma kızdım, yollara kızdım, arabalara kızdım sonra bütün bunların nedeni olan insanlara, kendime.

sonra sana hak verdim yani sen ve senin gibi bir insan azınlığına. buralar iyimser bir çift göz için fazlaca kötülükle doluydu, fazlaca mutsuzluk..

kendimi sıklıkla kuytu, karanlık, sessiz bir köşe başında ağlarken yakalıyorum. o köşe başında vaktiyle bir şeyler yapmış oluyoruz. aklıma geliyor ağlıyorum. çok üzgün olduğumu anlatmak istiyorum birilerine aklıma yine ilk sen geliyorsun. sırtımı birine yaslamak istiyorum ama emin ol sırtını birilerine değil de bir şeylere yaslarsan hayat daha çekilir oluyor. duvarın dibine çöküp sırtımı duvara veriyorum, kendimi kısa süreliğine de olsa güvende hissetmemi sağlıyor.

inanacak bir şeylere ihtiyacımız var. avuçlarımı açtığım zamanlar oluyor. insanlar sorduğunda hep "bilmiyorum" derdim ama allahla aram hep iyiydi biliyorsun. bu sefer canım istemiyor. ezan sesi duymak istemiyorum, sela veriliyor.

bir yerlerde sürekli yasin okunuyor.

doğuyoruz, çalışıyoruz ve ölüyoruz. hayatımızı kolaylaştırmak için makineler yapıyoruz, bu makinelere yüksek meblağlar verip sahip oluyoruz, sonra o makinelerden biri geliyor ve bizim hayatımıza son veriyor. işte her şey bu kadar basit.

insanlık olarak varolmak için sürekli varoluşumuzun aksine hareket ettiğimizden bence tarihin en içinden çıkılmaz paradoksuyuz.

bu karmaşadan koşarak uzaklaşabileceğimi sandığım için bu paradoksun öznelerinden biri olan ben aynı zamanda ne kadar büyük bir aptal olduğumu da görüyorum bu kadar mutsuzluk varken bak yine gülünecek bir şeyler buldum.

bu şehirden, karşı caddedeki kaldırımdan, hatta o direkten, bu yollardan, bu arabalardan başka bir şehire giderek uzaklaşabileceğimi, bütün bunları unutabileceğimi sandım sıklıkla bir başka ülkeye gitmeyi, orada hayatıma devam etmeyi ve hatta marsa giden ekiple birlikte bu atmosferden uzaklaşırsam bir şekilde her şeyi unutabileceğimi düşünerek bile kafayı kırma girişimlerim oldu.

sonuç olarak buradayım. hala beş vakit ezan okunuyor, hala sela veriliyor, hala birileri bir yerlerde yasin okuyor. hala kaldırımda yürürken arkama bakıyorum. hala insanlar ve makineler arasındayım ve hala buradan uçan kuşlar bir türlü sana gitmiyor

ve ben düşünüyorum, konuşuyorum, gülüyorum, hissediyorum, yazıyorum, ağlıyorum,

yaşıyorum.

demek ki yaşanılacak.

hoşçakal.

Hiç yorum yok: