Pazar, Mart 02, 2014

sıkıldım

selamlar

haftalar sonra yine ana ocağındayım.her zamanki gibi burada zaman yine akmıyor. bir çeşit saçmalamalar yaparak günlerimi geçirmeye çalışıyorum. örneğin iki günlük yatılı misafirlik için üç okuma kitabı getirmiş olmam bunun kanıtı. burada misafir gibiyim. annem gereksiz sevgi gösterilerinde bulunup sabah kahvaltılarında bana kıyak geçiyor. bütün kütüphanemi karınca gibi ankaradaki evime -ve daha sonra gittiğim her yere götürmek üzere- taşıdığımdan beni buraya ait hissettiren tek şey şimdilik.. kısa sürelik bir duraklamanın ardından beni buraya ait hissettiren herhangi bir şeyin olmadığında karar kıldım. yani yanımda getirdiğim üç kitap haricinde. geldiğimden beri bir şeyler tıkınıyorum. yataktan kalkıyorum evin içinde dolaşıyorum mutfağa uğrayıp yatağıma geri dönüyorum hala otuzikinci sayfadayım, okumaya trende başlamıştım. gün içinde üç kere çay demledim. üçünden de sadece birer bardak çay içtim. demlikteki çayı içilemeyecek hale gelene kadar bekletmekten zevk aldığımı düşünüyorum. böylece acıyan çayı bahçedeki erik ağacının dibine dökmek için bahçeye çıkabilirim. bahçeye sebepsiz yere çıkmayı sevmiyorum. demlikteki çay soğuduktan sonra ikinci kere ısıtmayı da. neyse bukadarlık çay edebiyatı yetsin.

bugün ancak karmakarışık bir bilinçatının ürünü olabilecek bir rüyanın ardından yeni güne başladım. rüyamda erdoğanın oğlu bilal'mişim. ne kadar sıkılmışsam artık. evvela bu rüyanın psikanalizini yapmaya girişmeden önce şunu bilin isterim rüyada devlet başkanı filan görmek iyidir der ninelerimiz. çok sıkılıyorum. hatta o kadar çok sıkılıyorum ki bazen,

bazen buraya her şeyi açık açık yazmak istiyorum biliyor musunuz.. sonra yazdığım her satırı bir bir siliyorum. bu da çok acı verici. çünkü


samimi değilim
samimi değilsin
samimi değilsiniz

ve sırf bu yüzden oyunlar oynanıyor, tehlikeli oyunlar oynuyor insanlar.

3 yorum:

Ali ÇALIŞKAN dedi ki...

Arkadaşlar iyidir. Memlekette hiç mi arkadaşın yok?

Glamdring dedi ki...

Askerlik bitti, henüz iş de bulamadım ya sefil ülkemizde, ben de ana ocağına döndüm mecburiyetten. 2 buçuk aydır buradayım ve tek bildiğim uzaklaşmam gerektiği. Yalnız yaşamaya alışınca insan, annesiyle bile edemiyor. En acıklı kısmı da, tüm askerliğim boyunca, bilhassa bitip tükenmek bilmeyen nöbetlerde, bir gün evime döneceğim düşüncesi bana güç verirdi. Halbuki koca bir palavraymış. Evime döndüm ve -kimbilir kaçıncı defa- bir evim olmadığını anladım. Bu dünya iç sızlatıcı bir hasretlik belki de, bilmiyorum.

Ve haha. Ufacık seyahatlere bir ton kitap götürme şuursuzluğu bende de var. Bir keresinde 2 saatlik otobüs yolculuğuna 3 farklı kitapla çıkmıştım.

Samimiyetsizlik de çağımızın kronik vebası. Ya artık kendimizle bile baş başayken kendimiz olamazken, kendimizden habire kuşkuluyken, her mekan maskeli baloyken, ne samimiyeti?
Ayrıca oyunlar demişsin ya.
Aklıma Oğuz Atay düştü. Tehlikeli Oyunlar düştü. Hikmet Benol düştü. Burkuldum.

safransarı dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.