Perşembe, Kasım 20, 2014

yirmibirinciyüzyılda ölüm acısı hiç bitmiyor

geçen sene bu zamanlar. on yedi kasımı on sekiz kasıma bağlayan o gece bir türlü uyku tutmamıştı. öylece, hiç uyumadan sabahı etmiş yapacak bir şey bulamayıp en iyisi okula gideyim diyerekten hazırlanmaya başlamıştım -çünkü okul ancak boşlukta gidilesi bir şeydi- çıkmadan evvel aynada son kez bulanık yansımama bakarken aklıma bir an için babam gelmişti. kontörüm olmadığı için arayamamıştım, ödemeli aramaya da üşenmiştim, tek kelime ile öğrencilik. sonra umarım gün içinde arar da sesini duyarım mutlu olurum diye içimden geçirmiştim. saat dokuz civarıydı. tam olarak üç saat sonra telefonum acı acı çalacaktı. bilmez bir şekilde okula gittim.

sonra okulda bir arkadaşımla aile muhabbeti çevirirken "öyle düşünme onlar bizim için yaşıyor" diyecektim. sanki hiç ölmeyeceklermiş gibi söylemiştim ama bunu.

gerçekten de öyleydi. onlar bizim için yaşıyordu ve biz bok çukurundan başka bir şey değildik. allah bizi kahretsindi.

babamla en son on beş kasım ikibinonüçte telefondan konuştuk. ve en son dokuz kasım ikibinonüçte yüz yüze görüştük. son görüşmemizde arabadan inmesini istemedim. normalde tren hareket edene kadar ayrılmaz son ana kadar el sallar,gülümserdi. bir de ayrılmadan önce sımsıkı sarılırdı.

sımsıkı
sarılırdı.
sarılırdık.

ona sarılmayı kocaman ama yumuşacık ellerini, şu yaşımda hala yanına soklup birlikte boş boş televizyon izliyor olmayı bile bir senedir o kadar çok özledim ki. köpekler gibi özledim

köpekler gibi özledim.

Hiç yorum yok: